MEVLEVİ ŞEYHİ HASAN ÇIKAR DEDE KİMDİR?

Hasan Çıkar Dede, Hz. Mevlânâ’yı manevi olarak giyinmiş bir Mevlevi Dedesidir. Hz. Mevlânâ’dan günümüze gelinceye kadar Mevlevilik yolunu teberrüken (sadece erkan olarak) yürüten fakat irşad yetkisi olmayan pek çok Dede görürüz. Erkan Dedesi olan Mevlevi Dedeleri bir tek meydan açmakla vazifeli olup, yolun teberrüken yürümesinden sorumluydular. İrşad etme, Mevleviliğe intisap etmek isteyenleri kabul etme, sohbet açma, seyri süluk hizmeti verme yetkileri yoktu. Erkan Dedeleri olan bu teberrük Dedelerin haricinde irşad yetkisi olan manevi Dedeler ise daha azınlıktaydı. Mevlevilikte Şeyhlik babadan oğula geçmediği gibi gerçek Dedelik verilmez, alınırdı. İrşad yetkisine sahip ve Dedelik ünvanı alan başka bir deyişle Hz. Mevlânâ’ya bende olup, Onu giyinen gerçek Mevlevi Dedeleri ise Hz. Mevlana’nın manevi temsilcisidirler. Hz. Mevlana’yı içinde bulundukları devre taşıyanlardır. Mevlevilik yolunu sadece erkan olarak değil manen de yürütürler. Mevlevilik yoluna intisap etmek isteyenleri yola manevi evlat olarak kabul ederler. İnsanları irşad sohbetleri ile aydınlatırlar. Hz. Mevlânâ’nın yolunda arayışta olanlara Hz. Mevlana temsilcisi olarak kimlik verirler. Yolcuları uyandırırlar.

Hasan Dede, Hz. Mevlânâ’nın manevi temsilcisi olan, Hz. Mevlânâ’yı manen giyinmiş gerçek bir Mevlevi Dedesidir ve bu anlamda günümüzde dünyada tek olma özelliğini sürdürmektedir. Hz. Mevlânâ’nın aydın fikirlerini 21. Yüzyıla taşımış, Hz. Muhammed’in yaşadığı devirdeki en modern bir zat olmasını da baz alarak, peygamberimizi günümüzde en modern hali ile yaşatmış, Hz. Ali Efendimizin, Ehlibeyt’in ve bütün manevi zatların (Piran Efendilerimizin) ışığını yaşadığımız çağda tekrar uyandırmış, soru cevap tarzı sohbetleri ile insanlara şimdinin, şu anın içinde bir uyanış sağlamış ve topluma daima birlikten söz ederek arayışta olanlara Tanrı ile insanın ayrı olmadığı bir manevi öğreti zemininde kimlik kazandırmıştır. Yaşadığımız an Mevlevilikte çok önem arz eder. Çünkü Hz. Mevlana Mesnevi-i Şerif’te; “Sufi vaktin evladıdır” buyurur.

Hasan Dede sohbetleri ile yolcuları yedi yüz küsur sene önceki Mevlana’ya götürmemiştir. Aksine yedi yüz küsur sene önceki Hz. Mevlana’yı günümüz yaşamına taşımış, Onun diline bürünerek güncel sorunlara ve yaşadığımız devrin çeşitli sorularına Hz. Mevlana’nın diliyle çözüm sunmuş, ışık tutmuştur.

21. Yüzyılın insanları, sadece Türkler değil dünyanın dört bir yanında hangi din ve mezhepte olursa olsun arayışta olanlar, yaşadıkları şu anda Hz. Mevlana’nın irşadına ve ışığına tamamıyla Hasan Dede vasıtası ile kavuşmuşlardır. Hasan Çıkar Dede (Maneviyattan verilen soyadı olan ”RIZA” ismi ile zikredersek; Hasan Rıza Dede) Hazreti Mevlana’nın bütün ilerici fikirlerini olanca açıklığı ile anlatmış dünya üzerindeki tek Mevlevi Dedesidir. Kadın ve erkeği birlemek, akıl dini olan Müslümanlığın tamamen idrak edilebilmesi için Kur’an-ı Kerim ayetlerini Türkçe okutmak ve daha buna benzer ilerici yenilikler ve aydın fikirlerle Hazreti Mevlana’nın, Hazreti Muhammed’in, Hazreti Ali’nin, Ehlibeyt’in ve Piran Efendilerimizin ışığını çağdaş bir şekilde 21. yüzyıla taşımış ve onları günümüzde layık oldukları en aydın hali ile yaşatmıştır. 13 Ekim 2018 yılında bu alemden süretini kaldırıp, bayrağı manevi evlatlarına devretmiştir.

Şüphesiz bu ölümsüz ışık yarınlara da taşınacaktır.

HASAN ÇIKAR DEDE’NİN DOĞDUĞU ORTAM

Hasan Çıkar Dede 13 Mayıs 1935 senesinde Balkanların tam ortası sayılabilecek bir yerde, Makedonya’nın Üsküp şehrinde dünyaya gelmiştir. O dönemin Üsküp şehri Avrupa’nın kültürel anlamda önemli bir merkeziydi. Hasan Çıkar Dede anne tarafından Halveti yoluna mensup, baba tarafından ise baba ve dedeleri Nakşibendi Hz.lerine bağlıydı.

İKİNCİ DÜNYA SAVAŞI YILLARINA RASTLAYAN İLK ÇOCUKLUK DÖNEMİ

Hasan Dede kendi dili ile çocukluğunun geçtiği Balkanları şöyle anlatır: “İkinci dünya savaşından önce Yugoslavya’da tamamen bir demokrasi vardı. Cuma günleri Türk askerini camiye bandoyla getirirlerdi. Türk bayrağı camide asılırdı. Ramazanlarda yine Türk askerini teravihe bando ile getirirlerdi. Teravihte sinema tutulurdu. İlahiler, dini sohbetler, çaylar, kahveler, çok renkliydi. Hoş bir şekilde yaşanırdı.

Hristiyanıyla, Makedonuyla, Türküyle, Arnavutuyla bir birlik vardı. Toplumlar arasında ikilik yoktu. O devirde tekkeler hizmette, camiler hizmette, hocasıyla, dervişiyle… Bir birlik var, iyi geçinirler, birbirinin yoluna saygı duyarlardı…

İster Makedon olsun, ister Sırp olsun, ister Arnavut, Boşnak olsun inançlarımıza, birbirimize saygımız sonsuzdu. Türk’ü, Makedon’u, Arnavut’u beraber oynuyorduk, karışık. Yani bir ayrımcılık yok… Ramazan Ayı geldiği zaman hiçbir İsevi gündüz yemek yemezdi. Sigara içmezlerdi. Yaşlısı, genci saygı duyarlardı. Nasıl bir edep vardı. Duygulanıyorum…

Onlarla aramızda çok da güzel şakalar olurdu. Kadınlar arasında, erkekler arasında hiçbir ayrım yoktu. Hep birlikte bir aile gibi geçinirdik.

Bir sefer biz çocukken yoldan bir papaz yahut bir hoca geçecek olsa biz oyunu bozardık, bırakırdık. Hemen duvar kenarında dururduk. Böyle bir terbiye vardı. O geçerdi, bize selam verirdi, biz de selamını alır, selam verirdik. Bizden on metre uzaklaştı mı oyunumuza devam ederdik. “

Hasan Dede dört beş yaşlarındayken, 1939 senesinde ikinci dünya savaşı başladı. 1945’te harp bitti. On yaşlarındaydı. Daha o yaşlarda arkadaşları ile konuşurlarken yine İmam Ali’ye, Hz. Muhammed’e karşı büyük bir sevgi vardı içinde. Beş sene boyunca savaştan ötürü tarlalar işlenmedi, dükkanlarda mal kalmadı. Bir kilo un için otuz, yüz metre yürürlerdi. Fırınlar kepekle mısırla karışık ekmek yapardı. O ekmeği yemek için evde fasulye kaynatılırdı, onun suyu ile ekmek yenirken diğer taraftan sabahları ayva yaprağı kaynatıp içerlerdi. Yiyecek pek bir şey yok. Bu yorgunluklar yüzünden tekke ve tasavvuf muhabbetleri kalmadı, örtüldü.

 Savaş bittikten sonra Hasan Dede Üsküp Çarşı Camii ve Murat paşa Camisinde müezzinlik yaptı. Fakat bundan bir tat alamadı.

1954’te evlendi. Üsküp’te sayısız yatırlar vardı. Hasan Dede bu yatırları ziyaret ederken hep düşünür, aklından geçirirdi: “Bu yatırlara bugün canlılar nasıl bir saygıda bulunuyorlar, ışıklar yakıyorlar, mumlar yakıyorlar. Ama bir sürü bilgin bu alemden göç ettikten sonra sıradan bir kabristana atılıyorlar. İsmi, cismi hiç dile gelmiyor. Bunlar kim dedim, onlar kim? Bunun arayışına girince baktım ki bu zatlara Hakk aşkıyla gidiyorlar. Bunlar evliya, bunlar eren kişilerdi. Allah, Allah… nereye erdi bunlar? Allah bunları nasıl erdirdi?” Böyle düşünceleri devamlı aklından geçirirken 1959’da İstanbul’a geldi.

HASAN DEDE’NİN İSTANBUL’A GELİŞİ VE HAKKI DEDE’YE İNTİSAP ETMESİ

Hasan Dede 1959 senesinde İstanbul’a geldiğinde arayışı devam etti. Elektrik idaresinde çalışırken izin günü Cuma’ydı. 1959’larda Cuma günleri Laleli, Fatih, Süleymaniye camisi, Şehzadebaşı’ndaki camilere gider, buralarda hatipleri dinlerdi. Onların bilgilerinde bir kuruluk bulurdu.

Hasan Dede meslek olarak saraciye sanatı ile uğraşıyordu. Bu hatipleri dinlediği sıralarda sahaflara gidip bazı kitapları gözden geçiriyordu. Kadiriye Tarikatine ait kitap yoktu, bir divan olsa ( o da) Arapça, anlayana… Hacı Bektaşi’nin bir makalatı vardı. Başka şeyler de aradı ama bulamıyordu. Sonra Hz. Mevlana’nın altı cilt Mesnevisi, Divan-ı Kebir’i, Fihi Mafih’i, Mecalis-i Saba, Mektubat, Rubaiyat, Güldeste… Bunların içinden Fihi Mafih’e el attı. Fihi Mafih’i diline hitap eder buldu. Girdiği çevrelerde Mevlana aşkıyla dolu konuşmalar yapmaya başlamıştı. Hasan Dede bununla kanaat etmeyip Hz. Mevlana’nın temsilcisini aramaya koyuldu.

O devirde Abdülbaki Gölpinarlı, Selman Tüzün Dede, Nail Can, Mithat Bahari Beytur Efendiyi ziyaret etti. Düşündü, bunlarla fazla gönül açamam, konuşamam, belki sıkılırım. Alçak gönülle yaşayan başka bir kişi aramaya devam etti. Belki çocukça bir hata yaparım, onun benim hatamı düzeltmesini isterim diye düşünüyordu. Ararken Üsküp Mevlevi Şeyhini tavsiye ettiler. Zaten kendisi çocukluktan da tanıdığı bir zattı.

Hakkı Dede esasen Üsküp Mevlevihanesi’nin son Şeyhiydi. Hasan Dede Üsküp’te Onun oğlu ile arkadaştı. Hasan Dede 1960 senesinde kendisini ziyaret etti. Hakkı Dede ile aralarında tam bir teslimiyet olması ile ilgili bir konuşma geçti. Hakkı Dede Hasan Dede’yi istediği tarzda bir teslimiyete büründüğü ve istediği cümleyi söylediği takdirde evlat olarak kabul edebileceğini buyurmuştu. Bu teslimiyet, tarzı bakımından son derece zor bir istekti. Hasan Dede’ye sınırsız mühlet verdi. Hasan Dede birkaç gün içinde yoğun bir tefekkür sonucu istediği teslimiyet cümlesini tam bir itikatla ona söyleyebileceğine karar verdi. Hakkı Dede gözlerine bakarak ikrar vermesini istiyordu. Hasan Dede Mürşidinin gözlerine bakarak üç kere ikrarını verdikten sonra aynı ikrarı Hakkı Dede de kendisine verdi.

Böylelikle aralarında mana dolu, yüce bir ilişki başlamış oldu.

Hasan Dede “Baba” diye hitap edip hayatında herşeyinden üstün bir yere koyduğu, büyük bir aşkla sarıldığı Mürşidi Hakkı Dede ile kısa sürede maneviyatta ilerledi. Hakkı Dede’nin sonsuz manevi zenginliği, Hasan Dede’nin sonsuz aşkı ile birleşince bir süre sonra Hakkı Dede bu manevi evladına soyundu. Yani kendisine bende ettiği, ruh ettiği Hz. Mevlana’nın hudutsuz güzelliklerini tamamıyle Hasan Dede’ye devretti. Hasan Dede böylece 1965 senesinde Hz. Mevlana’nın manevi temsilciliğine ulaştı. Hasan Çıkar Dede içinde bulunduğumuz anda Hz.Mevlana’nın manevi anlamda hilafetini taşıyan tek Mevlevi Dedesidir.

HASAN DEDE’NİN HİLAFETİ DEVRALDIKTAN SONRAKİ HİZMETLERİ

Hakkı Dede, Hasan Dede’ye manen soyunduktan sonra artık irşad etme işi ile uğraşmadı. Kendisinde olan her şeyin manevi evladında olduğunu ve bir şey öğrenilmek istendiğinde ona sorulması gerektiğini söylüyordu. Mevlevilikte bir şeyh müridine soyunduktan sonra kısa bir süre içinde dünyayı da terk eder. Hakkı Dede’de de aynısı vuku buldu. 1981’lerde bir Mevlevi dedesine ihtiyaç duyuldu. Konya postnişini Selman Tüzün Dede, Hasan Dede’yi telefonla arayarak Nezih Uzel’in grubu için  idareyi ele alıp meydanları açmasını istedi. Hasan Dede böylece 1981’ den bu yana hem yurt içi, hem yurt dışında pek çok hizmetler meydana getirdi. 1989 larda kendi grubunu kurdu. Ayrıca 1987 yılında Konya’da düzenlenen Şeb-i Arus törenlerinde postnişin sıfatı ile Hz. Mevlana’yı temsil etmiştir.

Bu törenlerin çok coşkulu geçtiği son derece güzel bir manevi hava estirdiği o dönemin haber kaynaklarında şöyle ifade edilir; “Mevlana’nın 714. Ölüm yıldönümündeki törenleri ilk kez Büyükşehir Belediyesince düzenlenmiştir… ikisi gündüz, altısı gece olmak üzere sekiz kez tekrar edilecek olan törenler, altı gün sürmüştür. …Postnişin Hasan Çıkar, Semazenbaşı ise Mustafa Holat’tır. Semazenlerin törene katılan davetlileri büyülercesine etkiledikleri görülmüştür. 1987 yılının bu törenleri de görkemli olmuş, Konya’lı semazenlerin yanına on kadar da İstanbul’dan gelen semazenler katılmıştır.”

Hz. Mevlana’nın yedi yüz elli sene önce kullanmış olduğu kırmızı renkteki meydan postu Hz. Mevlana’nın Hakk’a yürümesinden sonra torunlarına ve halifelerine intikal etmişti. Hz. Mevlana’ya ait olan kırmızı renkteki meydan postu, Hazreti Mevlâna’nın torunlarından olan Bâkır Çelebi’nin emânetinden, Celâleddin Çelebi’nin emanetine geçmiştir. Celaleddin Çelebi’den ise Konya postnişini olan Selman Dede’ye intikal eden postu, Selman Dede otuz sene boyunca himaye etmiştir. Manevi değeri çok yüksek olan Hz. Mevlana’nın meydan postunu Selman Dede 1993 senesinde gördüğü bir mana (rüya) sonucunda Hz. Mevlana’nın manevi buyruğu ile Hasan Dede’ye devretmiştir.

Hazreti Mevlana’ya ait kırmızı meydan postunun yanı sıra Hasan Dede’nin sohbetlerde kullanmış olduğu yeşil irşad postu ise Nesimi Dede Hazretlerine dayanır ve manevi değeri çok yüksektir. Konya’da ikamet eden Nesimi Dede Hz. leri Üsküp Mevlevi Şeyhi Hüseyin Bani
Dede Hakk’a yürüdüğü zaman manevi evladı Niyazi Dede’ye kendi yeşil irşad postunu vererek onu Üsküp Mevlevihane’sine tayin eder.

Hasan Dede ayrıca 1981 yılından 2007 yılına kadar Galata Mevlevihanesi’nde meydan açarak da hizmet vermiştir. Galata Mevlevihanesini Yaşatma Derneği ve sonrasında Evrensel Mevlana Aşıkları Vakfı’nı kuran Hasan Dede Hz. Mevlana’yı sevenlere ve arayışta olanları öncesinde Üsküdar Numan Dede dergahında manevi sohbetlerle aydınlatmıştır. Daha sonra 30 Eylül 2006 senesinden itibaren bu sohbetler ve sema ayinleri Silivrikapı Mevlana Kültür Merkezi’nde devam etmiştir.

Hasan Çıkar Dede, gerek yurt içinde, gerek yurt dışında sayısız ülkelerde 53 sene boyunca, konferanslar ve sema ayin-i şerifleriyle Hazreti Mevlâna’yı mânen temsil etmiştir.

EVRENSEL MEVLANA AŞIKLARI VAKFI (EMAV)’NIN KURULUŞ TEMELLERİ

Hasan Çıkar Dede 1989 senesinde kendi grubunu kurmuştur. Böylelikle topluluğumuz Hasan Çıkar Dede tarafından 1989 senesinde “Çağdaş Mevlana Aşıkları Topluluğu” ismi altında “Galata Mevlevihanesi’ni Yaşatma Derneği” çatısı altında kuruldu. Yaklaşık 20 yıl kültür bakanlığının izniyle Galata Mevlevihanesi’nde ayda iki defa tasavvuf müziği konseri ve sema ayini şerifi icra eden topluluğumuz Galata Mevlevihanesi’ndeki hizmetlerini 2007 yılına kadar aralıksız sürdürmüştür. Sohbet toplantılarını ve sema ayinlerini her perşembe günü önceleri Üsküdar Numan Dede tekkesinde icra eden Hasan çıkar Dede ve grubumuz, 30 Eylül 2006 senesinde Silivrikapı’da “Silivrikapı Mevlana Kültür Merkezi”ni kurarak burada Emav (Evrensel Mevlana Aşıkları Vakfı) kimliği ile hizmetlerine devam etmiştir.

HASAN ÇIKAR DEDE’NİN MEVLEVİLİK YOLUNDAKİ DEVRİMLERİ

Hasan Çıkar Dede bendesi olduğu Hz. Muhammed ve Hz. Mevlana’nın ne kadar yenilikçi, çağdaş ve reformist olduğunu çok iyi biliyordu. Yaptığı devrimler tamamen kendisine bende edindiği, sevgili edindiği büyük zatların ruhuna uymanın bir gerekliliğiydi. Manevi evlatlarını da Hz. Mevlana’nın fikirlerinin ve özünün hakikatine uygun olarak yetiştirdiği için onları hayali bir havada asla tutmuyordu. Hasan Dede’nin baz aldığı Hz. Mevlana’ya ve Hz. Muhammed’e uygun bir yaşamın gerekliliği ilk olarak “birlik” felsefesinden geçiyordu. Hz. Muhammed Efendimizin “Ben bütün aleme rahmet olarak gönderildim” sözündeki gibi kimseyi ayırmadan, Hz. Mevlana’nın da birlikçi bakışına uygun olarak ilk yaptığı devrim büyük zatların birlik felsefesine uygun olarak kadını ve erkeği bir görmekti. Böylelikle Hasan Dede’nin Türkiye’de ve belki dünya üzerinde ilk kez uyguladığı devrim;

1993 senesinde kız evlatlar ile erkek evlatları birlikte sema ayin-i şerifine çıkarmış olmasıdır. Aynı zamanda mutrip heyetine de erkeklerle birlikte kadınları almıştır.

Hakikat arayışında olanlar için çok doğal karşılanan bu devrim bazı derini bilmeyen ve kadın erkek ayrımının kültür bakımından değil de dinsel bakımdan olduğunu zanneden gerici bakışlı zihniyetler tarafından oldukça yadırganmıştır. Hz. Mevlana’nın birlikçi ruhuna uygun olan bu devrim Hz. Mevlana döneminde o zamanın katı şeriat kuralları dolayısı ile tam olarak uygulanamamıştı. Kızlar buluğ çağına, On dört yaşlarına kadar semaya katılmaktaydılar ama daha büyük yaşlarda kadın ve erkekler ayrı sema yapmak mecburiyetinde kalmışlardı. Tarihsel kayıtlar incelendiğinde ise kadınlarla erkeklerin bir arada zikir ve ilk semalarının Ahmet Yesevi dönemine uzandığı görülür. Sonraki dönemlere bakıldığında 17. Yüzyılda Afyonkarahisar da Destina Hatun, ve Güneş Bacı posta çıkmış ve hilafet almış Mevlevi kadınlardı. Bu dereceleri ile erkekleri irşad etme ve Mevlevi ayini yönetme rütbesine eriştikleri dahi tarihi kayıtlarda mevcuttur. Kaldı ki kadın-erkek bir arada Kabe’nin tavafına Hz. Muhammed Efendimiz destur verdikten sonra Hasan Çıkar Dede bendesi olduğu Hz. Muhammed Efendimize dayanarak bu ikiliği ortadan kaldırarak kadının ve erkeğin bir olduğu sema devrimini meydana getirmiştir ve tamamen Hz. Muhammed Efendimize dayanarak bu birliği oluşturmuştur.

Hasan Çıkar Dede’nin yaptığı yeniliklerden biri de semâzenlerine renkli tennureler giydirmesi ve sema meydanlarına Hz. Mevlana’nın gül bahçesini getirmiş olmasıdır. Tarihsel kaynaklara bu uygulamanın Mevlâna’nın devrinde de yapıldığı görülmektedir.

Semâ, bir zikirdir ve ibâdettir. Başlangıcı Hazreti Muhammed ve Hz. Ali Efendimize uzanır. Bugün hem Mevlevî semâ’ının hem de Alevî semâhının her ikisinin de özünde Hazreti Muhammed Efendimiz vardır.

Hasan Dede’nin bir büyük devrimi de Sünni ve Alevi arasındaki farkı kaldırmak ve birlemek için bu iki semayı birleştirmesi olmuştur. Cem Vakfı’nın Başkanı Prof. Dr. İzzettin Doğan Bey ile meydana getirdikleri ortak bir çalışma sonucunda 1994 senesinde Lütfi Kırdar Spor Salonu’nda büyük bir kalabalık önünde Birlik Semâsını ilk defa sunmuşlar, Mevlevî semâzenleri seması ile ve Alevî canlarının semah’ı bir arada icra edilmiştir.

Hasan Çıkar Dede’nin bir diğer yeniliği de Hz. Muhammed, Hz. Ali ve Hz. Mevlana’dan sonra çok değer verdiği ve onlardan ayrı görmediği aydın Atatürk için 10 Kasım’da ilk defa bir Mevlevi Ayin’i açarak anmasıdır.

1995 senesinin 10 Kasımında Atatürk için Mevlevi ayini açarak yad eden ilk ve tek Mevlevi grubu Hasan Çıkar Dede’nin grubudur. Atatürk Kültür Merkezi’nde yine büyük bir kalabalığın önünde Atatürk ilahilerinden oluşan bir konser ve sema ayini ile yapılan bu anma töreni o dönemde çok ses getirmiş, pek çok televizyon programı haberlerinde duyurulmuştur.

Hasan Dede bir konservatuar eğitim yeri görevi gören Mevlevihane’de eski klasik eserlerle beraber evlatlarını yeni ilahiler ve Mevlevi ayinleri besteleyip yazmaya teşvik etmiş, böylece kendisine ve manevi evlatlarına ait pek çok eser meydana gelmiştir. Bu da içinde bulunduğumuz yüzyılda çok önemli bir değerdir. Zira Hasan Dede evlatlarını her zaman yeni bir şeyler üretmeye ve kendi aşklarını söylemeye teşvik etmiştir.
Sema ayini şerifleri, aşrı şerifleri, tekbir ve salavatları Türkçe’ye çevirterek anlayacağımız bir dilde okunmasını sağlamıştır. Çünkü Müslümanlığın özü akıl dinidir ve aklı olmayanın dini de yoktur. Bütün diğer dinlerden çok daha fazla yüksek bir mana zenginliğine sahip olan Müslümanlığı kavramak, Hz. Mevlana’nın engin felsefesini öğrenebilmek için elbette ki Arapça Kur’an ayetleri ve Farsça Ayin-i Şeriflerin Türkçe’ye çevrilmesi elzemdi. Hasan Dede ayinleri anlayacağımız bir dille icra ederken, aslında uygun olarak sema ayin-i şerifinde okunan aşrı şerifleri de Türkçe’ye çevirerek hakikatlerin ve eşsiz Allah sözünün herkesçe anlaşılmasını sağlamıştır.


Ayrıca sema ayini şerifleri izlemeye gelen yabancıların da anlayabilmeleri için İngilizceye çevirtmiş ve icra ettirmiştir. Hasan Dede’nin sema çıkaran (öğrenen) ve Mevleviliğe intisap eden çeşitli ülkelere mensup manevi evlatları da bulunmaktadır.

Hasan Dede tam 15 sema ayin-i şerifi ve 500’den fazla ilahi güfteleri yazıp besteletmiştir. Kendine ait pek çok besteleri de vardır.
Hasan Dede Mevlevihane’de erkeklerin yaptığı bütün görevlere ve vazifelere erkeklerle birlikte ayırt etmeden kadınları da yetiştirmiştir.

Tarihe baktığımızda Cumhuriyet öncesi kadın postnişinlere rastlıyoruz fakat Hasan Dede 2015 senesinde Cumhuriyet tarihinde erkek postnişinlerle birlikte ilk kez bir de kadın postnişin çıkarmış, dönüşümlü olarak sema ayinlerini açtırmıştır. Hasan Dede’nin bir önemli devrimi ise erkek semazenbaşı haricinde bir kadın semazenbaşı da çıkarması ve yetiştirmesidir ki tarihi kayıtlarda kadın postnişin gördüğümüz halde kadın semazenbaşı görülmemektedir. Dolayısı ile bu da dünyada ilktir.

http://www.emav.org

Yorum bırakın